HİLMİ YILDIRIM VE OĞULLARI “Tuğbek Ahmet & Ali Turgut YILDIRIM”

BABALAR VE OĞLULLARI

Hilmi Yıldırım & Tuğbek Ahmet & Ali Turgut Yıldırım / İnternational Didim Dental Center

Diş hekimi Dr. Hilmi Yıldırım 2 de oğul büyütüyor, diye kısacık bir başlangıç yapmamı bekliyorsanız fena yanıldınız. Şimdi derin bir nefes alın ve okumaya başlayın lütfen.

Didim AK Parti’nin kurucu ilçe başkanlığı, Didim Ticaret Odası Meclis Başkanlığı, Didim Ziraat Odası Meclis Üyeliği aynı zamanda Didim Ticaret Odası Kültür, Turizm ve Dış İlişkiler Komisyonu Başkanlığı,  İyi Tarım Komisyon Başkanlığı ve merkezi İtalya da bulunan Akdeniz Zeytin Kentleri Birliği Türkiye Kurucu Koordinatörlüğü görevlerini aktif olarak yürüten; hayır durun daha bitmedi, Ağız- Diş -Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı eşi Dr. Gülay Yıldırım ile birlikte Didim’in ilk Diş hastanelerinden İnternational Didim Dental Center’ın kurucusu, işletmecisi ve hekimi; , Didim Zeytin İşletmeleri Zeytin Yağı Fabrikası ve Didim KAYI Yağları’nın kurucu ortaklarından ve zeytinyağı işletmecisi; 1999 YILINDA Anavatan PARTİSİNDEN Didim belediye Meclis Üyeliği;2004 yılında Bağımsız Belediye Başkanı Adaylığı ve 2009 yılında AK Parti’den Belediye Başkan Adaylığı,ve de 1 Kasım2015 6. SIRA Aydın Milletvekilliği Adaylığı ile Didim siyasetindeki önemli aktörlerinden, ticaret, tarım, turizm ve sağlık alanlarında kanaat önderliği yapan ve bunca sorumluluğunun yanında

Yakın Doğu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencisi Tuğbek Ahmet Yıldırım ve Koç üniversitesi Elektrik & Elektronik Mühendisliği öğrencisi Ali Turgut Yıldırım’ın da babası ‘Diş Hekimi Hilmi Yıldırım’

Bir insanın bu kadar farklı ve vasıflı sıfatı varken, sadece babalığından yola çıkarak sohbet etmek elbette büyük haksızlık olurdu. Hayali tıp doktoru olmakmış ama Diş Hekimi olmuş. Akademisyen düşünce yapısına sahip,  pek çok konuda uzmanlık seviyesin de eğitimlerini almış ve kendini yetiştirmiş ve birçok fikrin öncülüğünü yapmış, çeşitli önemli projelerde ve görevlerde yer almış, üretken, çalışkan, duygusal, kendisi gibi hekimlik yapan Dr. Gülay Yıldırım’a hala ilk günkü gibi aşkla bakan bir eş aynı zamanda da çocukları çok seven bir baba Diş hekimi Hilmi Yıldırım.

Hilmi Bey ile babalık başta olmak üzere bir sürü konuda özel, keyifli bir sohbet ediyoruz. Eşi Dr. Gülay Yıldırım’da bu sohbette bizimle birlikte. Uzun ama çok okunası bir röportaj oldu. 

Kaç yaşında baba oldunuz Hilmi Bey?  29 yaşımda baba oldum. Allah iki erkek evlat nasip etti. ‘ Hilmi Bey hep çocuk istedi ama ( Gülüyor) İnanılmaz bir çocuk sevgisi vardır. Ağlayan bebekler, öfkeli çocuklar bile onun kucağında sakinleşir, susar. Öyle de güzel bir enerjisi vardır.’ diyor eşi Gülay Hanım.

Çok çocuktan yanaydık biz. Ama bakması hele de çalışan bir anne baba için çok zor. Çok paranızın olması da önemli değil. Çocuklarınızı aile dışından biri hatta sizin kültürünüzden de olmayan bir başkası çoğu zaman büyütüyor. İki oğlum var. Yaşları da yakın 2 yaş var aralarında. Büyük oğlum meslektaşım olacak Diş hekimliği okuyor, küçük oğlum da Elektrik Elektronik Mühendisliği okuyor.  Başarılı, akıllı ve her şeyden önemlisi çok efendi, gurur kaynağım iki oğul büyüttük.

Genellikle babalar anneler olmayınca çocuklarla çok uzun kalamaz, bakamaz ve paniklerler. Eşiniz de yoğun çalışıyordu, çocuklarınızı yetiştirirken eşinize yardımcı oldunuz mu?  Elbette oldum. Altını temizlemek, kundaklamak, bebeklerle vakit geçirmek, bunlar bana çok büyük keyif verir. Hem kendi çocuklarıma baktım, hem de yakınlarımın yardıma ihtiyacı olduğunda onların çocuklarına bile baktım. Ben gece çocuklarımı hep şarkı söyleyerek uyuttum. Hatta şarkılar bestelerdim onlara özel.

Oğullarımın yaşları da birbirine yakın aralarında iki yaş var, annelerini hiç tek başına bırakmadım. Ben hatta size şöyle izah edeyim, doğurmak dışında yeni doğmuş bir bebeği bana verseler ben onu tek başıma çok rahat bakar büyütürüm.

Eşiniz Gülay Hanım ‘ Hilmi bey aslında isteseydi, öyle bir adım atsaydı bugün sayılı akademisyenlerden biri olurdu. Proje üretme konusunda son derece başarılı hayal gücü kuvvetlidir. Bu yetilerini akademisyenlikle birleştirebilseydi çok iyi olurdu. ‘ dedi biraz önce laf arasında sizin için. Siz ne düşünüyorsunuz eşinizin bu söyledikleri hakkında? Haklı olabilir Gülay Hanım. Aslında benim idealim de profesör olmaktı. Ya da bir yerde Ar-Ge departmanında uzman olarak çalışmaktı. Değişik zamanlarda Didim’deki birçok çalışmanın içinde de yer aldım.

Didim devlet hastanesinin açılmasına ciddi emeğimiz geçti. Kliniğimizi bu noktaya getirmek ya da kendi özel işlerimiz olan Didim Zeytin İşletmeleri Fabrikası kuruluşunda bile, evet mühendis değilim ama bütün mühendislik işlerini de bizzat ben yürüttüm. Güzel hayaller kurmayı ve proje üretmeyi seviyorum.

Didim’in yerlilerindensiniz. Hiç Didim dışında yaşamayı düşündünüz mü? Çocuklarınız Didim’de mi yetişti?  Didim’in yerlisiyim. Didim’e karşı değişik bir aşkım başka bir sevdam var. Benim Didim sevgim o kadar ağır bastı ki başlamış bir kariyeri olan eşimi dahi üniversiteden aldım kopardım Didim’e getirdim. Benim akademik kariyerim de başlamak üzereydi, üniversitede kalabilmek için büyük de bir fırsat yakalamıştım. Ailevi sebepler bu tercihim de etkili oldu. Sonrasın da Didim’den ayrılmak zor geldi. Didim’i seviyorum. Çocuklarım da Üniversiteye gidene kadar Didim’de yaşadılar.

Siz babalığınızı nasıl tanımlıyorsunuz? (Otoriter, Duygusal, Arkadaş, Disiplinli)  Otoriter numarası yapan, rol kesen ama hiç beceremeyen bir babayım galiba ( Gülüyor ) Arkadaş gibiyim oğullarımla ben, öyle düşünüyorum. Genç kalmaya çalışan, oğulları ile yarışan bir babaları var. Birbirimizi çok iyi anladığımızı düşünüyorum çocuklarımla. Hiç öyle ağır kuşak farkı yaşamadık. Benim yaşadığımla onların yaşadıkları dönem arasında imkânsızlıklar noktasında bir fark vardır elbette. ‘Bizim zamanımızda böyleydi cümlesi’ mutlaka onları sıkıyordur. Ama bir de gerçekler var. Benim babamla dedem arasında zamanın ilerleme hızı; benimle çocuklarımın arasındaki zamanın ilerleme hızı aynı değil. Şimdiki kuşak daha hızlı ama yakalıyorum bu kuşağı da ben… Benim çocuklarım da bilir ki babaları da zamana meydan okumaya çalışıyor. Günümüzün aktif değişkenlerini, teknolojiyi, dijital medyayı, sosyal medyayı çok yakından takip ediyor ve kullanıyorum.

Benim aile geçmişim Didim’deki geniş ailelerden. Ancak varlıklı orsalar bile yokluk zamanıydı. Ben de o zamanların birinde dünyaya geldim. Yani malınızın mülkünüzün olmasının da çok fazla bir anlamı olmadığı bir dönemde yetişmiş biri olarak verimlilikle ilgili bir takıntım var. Ben acaba lazım olur mu? Sonra kullanır mıyız diye düşünür çöpümü dahi atamam. Gülay Hanım bundan çok şikâyetçidir ( Gülüyor) Yokluğu gördüğüm için böyle bir yapım var. Oğullarım da dâhil şimdiki gençler acımasızca tüketiyorlar. Tabii ben de hayret ediyorum.

Bize bir blok-not hediye edilse biz onu kullanmaya kıyamazdık. Bir oyuncak arabam vardı onu da Almancı müşterimizden biri hediye getirmişti. Bir test kitabının içine pul koyarak kitap evinden bin bir zorlukla getirtebiliyordunuz. Parasal yokluk değil Didim de kırtasiye bile yoktu. Defter kalem bakkalda satılırdı. Kitap zaten yoktu satılmazdı. İşte tam da bu sebeplerden yani benim verimlilik takıntım sebebi ile zaman zaman çatışmalar yaşıyoruz. Mesela bizim şimdi sitedeki evimiz son derece küçüktür. En küçük noktasına kadar verimli bir tasarımdan geçmiştir. Komşularım zaman zaman merak edip görmek istemişler sonrasın da benzer tadilatları yapmışlardır.

 

Bunca yoğun tempo içinde doya doya babalığınızı yaşayabildiniz mi? Üzgünüm ama Hilmi Yıldırım’ın çocukları olmak gerçekten zordur. Doya doya babalığı da yaşayamadım, çocuklarım da babalarıyla çocukluklarını yaşayamadılar.  Genel manada tüm çocuklar ve gençler için daha iyi bir gelecek düşüncesiyle mücadele ettiğim. Sadece kendi çocuklarımı değil başka çocukları da düşündüm, hep öyle yaşadım. Çocuklarımızın önlerine çıkacak engelleri acaba bizler aşabilir onlara daha az sorun bırakabilir miyiz düşüncesi yaşam mücadelemde hâkim olmuştur. Çoğu zaman Don Kişot’luk tu benimkisi. Kimse zorlamadı ve bu tamamen benim tercihimdi. Bu sebeple de hiç yorulmadım, bıkmadım.

Bir bakıma hayallerimi ve düşüncelerimi hayata geçirebilmek için AK Parti’nin kurucu Başkanı olmak büyük bir fırsattı. ( Gülümsüyor ) İnanın ilk seçimlerde milletvekili olmak isteseydim kesinlikle seçilebilecek duruma sahiptim. Ama ben o günler de Milletvekilliğini daha çok masa başı işi gibi düşünüp, daha aktif, daha icraat makamı olduğunu düşündüğüm için aynı zaman da Didim için yapmak istediğim projelerim var diye Belediye Başkanı adayı olmayı tercih ettim. Didim’e gerçekten kalıcı eserler bırakmak, Didim’i kendine özgü, kendine ait değerleri ile farklı bir noktaya taşımak istiyordum. Didim kendi kulvarında özel bir marka şehir olmalıydı, Didim’i Bodrum seviyesine getirmek Marmaris, Antalya, Kemer seviyesine getirmek gibi bir hedeften ziyade; Didim’in kendine özgü farklı özellikleriyle mukayese edilen bir şehir olmasını istiyordum.

 

Dr. Hilmi Yıldırım ve Eşi Dr. Gülay Yıldırım

Didim’in hala tanıtılamamış birçok özelliği var.  Bunlardan birisi ve hatta en önemlisi Didim’in havası.

Sağlık turizmini de ön plana çıkarmalıyız ve özellikle de yaşlılarla ilgili yaşlı turistlerle ilgili yatırımlarımızı arttırmalıyız. Sağlık turizmin de en fazla yatırım ve donanım Diş hekimlerimiz tarafından yapılıyor. Burada ciddi bir koordinasyonla Didim’deki pasta büyütülmeli diye düşünüyorum. Geçmişte Didim’e gelen turistlerden biz Diş Hekimleri de nasiplenirdik. Oysa şimdilerde durum değişiyor. Didim’e diş tedavisi için gelen turistler aynı zamanda konaklama ve emlak sektörüne katkıda bulunmaya başladılar. Genel olarak bizim sektördeki arkadaşlarımız ciddi yatırımlar da yaptılar.

Didim’in çok özel çok kaliteli zeytinyağı var. Hem Didim’deki diğer fabrikaların hem de bizim zeytinyağı fabrikamızın üretimleri olsun Didim’in tanıtımına katkı sağlayacak yetkinlikteyiz. Sağlıklı yağ üretmeye çalışıyoruz. Didim bu özel zeytinyağı ile da tanıtılmalı pazarlanmalı. Artık siyaseti bırakıyorum dediğim zamanlar çok oldu. Ama ne zaman bunu söylesem, sonrasında yurtdışına bir yere kongreye, eğitime ya da seyahate gidiyoruz ve gittiğimiz yerde Didim’de bu yapılmalı dediğim birçok şey görüyorum. Bir anda yeniden aktif siyaseti düşünüyorsunuz. Çok gezdim, çok güzel örnekler biriktirdim. Didim çevresi ve hatta Türkiye ile ilgili yapılacak çok şey var. Didim’de de yapılabilir olmasını isterdim.

Sağlık turizmi ile ilgili özel öncü çalışmalar başlattığınızı da biliyordum ama bir hekimden çok turizmci gibi konuştunuz. Pek çok konuda fikriniz olduğu için zaman zaman eleştiri aldığınız oluyor mu? Turizmci gibi konuşuyorum çünkü biz Didim’in eski turizmcilerindeniz. Oteller bile yokken bizim pansiyonumuz vardı. 1973 yılında açtık. 33 yıl sonra 2006 da kapattık. Evet, haklı olabilirsiniz insanlar beni çok eleştiriyorlar. Her şeye de aday oluyor, her şeyde de olmak istiyor her şeyi de nasıl biliyor? Diye… İşin aslı öyle değil! Tamam, Diş Hekimiyim ama sadece mesleğimi geliştirmek adına Ortodonti, Estetik ve Ozon terapi, İmplantoloji konularında sayısız yurtiçinde ve yurtdışında eğitimler alarak uzmanlaştım. Belediye Meclis Üyeliğim sırasında Yerel Yönetimler Yüksek Okulunu okuyup bitirdim. Hayvancılık yaptığım dönemde Veterinerlik okuyup bitirdim. Yani hayvanlarımla kendim ilgilendim. Çevre sürülerden bacağı kırılmış koyunları bile tedavi ettiğim oldu. Zeytincilik de yapıyorum, zeytincilikle ilgili de bütün kurslara katıldım. Tadım kurslarından, zeytin budamasından ilaçlamasına kadar hepsinin de belgesini aldım, Siyaset Akademisi kursunu Aydın birincisi olarak bitirdim. Şu anda (4 yıllık) Uluslararası ilişkiler okuyorum, son sınıftayım. Siyaset biliminde Doktora yapıyorum. Tezim bitti yakın zamanda kitap olarak çıkarmayı düşünüyorum. Şubat ayında Doktora Diplomamı alıyorum. Bunların birini tamamlayan birçok insan bunu meslek ediniyor. Şimdi pek çok konuda fikrimin ilgimin olmasından, fikir beyan etmemden daha doğal ne olabilir?

Kendinizi doğru ifade edemediğinizi düşündüğünüz oldu mu hiç? Belki evet, ben kendimi doğru ifade edememiş de olabilirim, yalnız kalmış olabilirim. Benim siyasete girdiğim ilk zamanlarda genellikle daha yaşlı daha tecrübeli insanlar siyaset yapıyordu. Galiba ben biraz erken girdim yetişebilmek adına ve kendimi yetiştirebilmek adına da çok mücadele verdim. Bu sefer de kısa zamanda farklı konumlarda olmak gibi bir durum oluştu. Şimdi mesela bazı insanlar Hilmi Yıldırım’ı biliyorlar ama benim Hilmi Yıldırım olduğumu bilmiyorlar. Karşılaşıyoruz insanlarla tanışırken ben Hilmi Yıldırım diyorum; bana yok ya o sanki daha yaşlı birisiydi diyorlar. Çünkü geçmişim ile ilgili çok şey duymuş ya sanıyorlar ki bu yaşlı bir adam.

Oğullarınızla siyasi fikirlerinizi paylaşır mısınız? Oğullarınız sizin siyasi kimliğinize destek olurlar mı? Ben siyasete ilk atıldığımda onlar daha küçüktü pek anlayamadılar. Bakın bir gün birlikte TV haberleri izliyoruz Kıbrıs’ta rahmetli Rauf Denktaş’ın son Cumhurbaşkanı seçildiği seçimler dönemiydi. (Rahmetle anıyorum) Oğlum Turgut da daha küçüktü ve döndü bana dedi ki ‘baba sen bu seçimlere de katılacak mısın?’ Çok güldük tabi birlikte. Seçim kampanyalarımla falan o kadar çok birlikte olmuşuz ki çocuğun kafasında o kalmış. Bağımsız aday olduğum zaman bütün siyasi partilerin adaylarının doğal olarak teşkilatları var ve meclis üyeleri var onlar öyle konvoya çıkıyor, ben de bağımsız aday olduğum için tek başınayım. Eşim ve çocuklarımla kendi konvoyumuzda hemşerilerimi selamlayarak geçtim. Çok güzeldi çok duygusaldı. Çok güzel aile fotoğrafımız vardı, büyük afişler yapıp her yere koymuştuk. Kazanamasam bile ciddi bir oy almıştım o seçimde aile tablomuzun büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum.

Siz siyaset yapan bir baba olarak oğullarınızın siyasi görüşlerini irdeler misiniz? Dünya görüşleriniz siyasi tavırlarınız benzer mi? Büyük oğlumun bana yakın siyasi düşünceleri var ama küçük oğlum daha uzaktır. Bana göre küçük oğlum iyi bir sosyal demokrat ama herkesin bildiği ya da alışılagelmiş bir sosyal demokrat değil gerçek bir sosyal demokrat. Çevreci, çağdaş, modern, hakkını arayan. Oğullarımın olaylara karşı tepkilerini siyasi düşüncelerinin şekillenmesini görüyorum izliyorum diyebilirim ki küçük oğlum biraz sola yatkın büyük oğlum biraz daha sağa yatkın. İkisine de hiçbir şekilde müdahale etmedim etmem de. Bazen seçimlerde siyasetçilerin yanlarında oğullarının durmasına da imreniyorum. Siyasete girmelerini istemedim. Bilinçli bir çabam olmadı. Onlarda siyasete çok meraklı değiller. Fakat siyasi konularda mantıklı ve dikkate alınacak eleştiriler yapıyorlar. Temel sağlam.

Kendi babanızla olan ilişkiniz nasıldı? Baba dendiğinde zihninizde beliren şey nedir? (Bir resim, bir duygu, bir söz, bir ifade? ) Ben babamdan korkardım sanki ama; o bana çok güvenirdi. Babamın ölmeden evvel gördüğüm bana gururla baktığı son zamanı geliyor aklıma babam değince. Ben rahmetli babamı maalesef çok erken yaşta kaybettim Babam 42 yaşında vefat etti. Babamın bana gururla bakışından onun gözünde ayrı bir yerim olduğunu düşünürdüm. Kardeşim ve benim üniversiteyi bitirip Yedek Subay olarak askerliğimizi yapmamızı istiyordu. Bize eğer ben sizin o gününüzü göremezsem mutlaka Subay üniformanızla mezarıma gelin diye vasiyet etmişti.

Kardeşim de bende babamın bu vasiyetini yerine getirdik. Babamı tanıyan hala yaşayanlarla bazen karşılaşıyorum. Hepsi bana babamın çok iyi bir insan olduğunu güler yüzlü, ikramı seven, sempatik ve hoşsohbet birisi olduğunu söylüyorlar. Babamın sağlığında mutlaka yemek soframız da bir misafirimiz olurdu. Babam dışarIda farklı bir şey yemişse mutlaka yediğinden eve de alır getirirdi. Biz böyle gördüğümüz için şimdi kendi hayatımızda da buna dikkat etmeye çalışıyorum.

Okul bitene kadar ailem beni hiçbir sorumluluğun altına sokmamıştı hatta ben o tarihe kadar neredeyse eve ekmek dahi almamış hiç ciddi sorumluluk üstlenmemiştim. Ama babamı çok erken kaybedince evin büyük çocuğu olarak bir takım yüklerin üzerimde kaldığını hissettim. Bundan dolayı çocuklarımı her an sanki onların yanından ayrılabilirmişim gibi bir korkuyla hayata hazırlamaya çalıştım. Mesela çocuklarımı çok küçüklerken yaz kamplarına gönderdim. Aslında biz eşimle beraber onların kaldığı kampın hemen yanındaki bir otel de kalıyorduk. Ama çocuklara biz Didim’deyiz diyorduk. İlk bizden ayrı kamp yaptığı gece Turgut bizden ilk defa ayrıldığı için olsa gerek her yere kusmuş kötü olmuş baba gelip beni alın dedi. Hemen yan otelde olmamıza rağmen biz Didim’deyiz seni alamayız dedik. Ertesi gün gittik yanına. Hadi dönelim isterseniz dedik. Ama ilk kez özgürler ve ceplerinde para da var ya öğleye kadar üç dondurma yemiş Turgut. Gelir mi artık bizimle eve döner mi? Sonra çocukları nereye yolladıysak hep tek başlarına yolladık. Uzay kampına da tek başlarına gittiler yurtdışına da.

Benim babam erken öldüğü için, onlar benim yaşadıklarımı yaşamasınlar diye yalnız kaldıklarında neler yapmaları gerektiğini hep ben erkenden öğrettim onlara.

Sizin ilk gururla evet bu çocuk benim oğlum dediğiniz o an nasıl geldi? Her ikisi de bana bu duyguyu yaşattı. Yatılı olarak gittiklerinde Okul Aile Birliği toplantısında Müdür ve Öğretmenlerinin bizi odaya çağırıp bizi tebrik ederek çok iyi evlat yetiştirmişsiniz dedikleri an gerçekten gurur duyduk. Değişik zamanlarda tabi oğullarım için efendi, yardımsever, paylaşımcı olduklarını söylemeleri ve arkadaşları tarafından ne kadar çok sevildiklerine şahit olmak gurur vericiydi.

Tuğbek Ahmet Diş Hekimliğinde, Ali Turgut da Elektrik Elektronik Mühendisliğinde okuyor. Okul başarıları ile her zaman gurur duydum. Turgut’un okul birincisi olduğunda sahneye çağırılması mesela o anı hiç unutamam. Başarılı çocukların Tıp mesleğini seçmeleri gerektiğini düşünüyorum. Hekimliğin manevi bir gücü var. Çocuklarımın insanlara sağlık veren iyileştiren bir meslek dalında olmalarını isterdim. Ama şimdiki çocuklar yıllarca okuyup, o kadar çalışıp bu ağır sorumluluğu almak istemiyorlar galiba. Özellikle Turgut’un başarılarıyla düzenli oluşuyla  ve ahlakıyla; Ahmet’in ise aile içinde özellikle bir anlaşmazlık çıktığın da yaptığı yorumlar ve dengeleyici yaklaşımlarıyla yani olgunluğuyla son derece gurur duyuyorum. İşte o an gözlerim yaşarıyor.

Hiç kızınız olsun istediniz mi? Hiç kız çocuk istemedi Hilmi ama ben çok istedim’ diyor Gülay hanım. Hala kız çocuğu istemiyorum. Cinsiyet ayrımcılığı ile ilgili de değil sebebi. Kız çocuğunun geleceği ile ilgili kaygılarım var. Allah’tan korkarak söylüyorum bunu.  Kız çocuğunun hep korunması gerektiğini düşünüyorum.  Belki yanlış düşünüyorum. Koruyamamaktan çok korkuyorum. Çocuklarımla ilgili de en korktuğum şey yanlış insanlarla karşılaşmaları. Karşılarına çıkan insanların niyetlerini bilemeyebilirler.  Sevdiğim bütün insanlara bu duayı ederim Allah iyi insanlarla karşılaştırsın.

Oğullarınıza verdiğiniz en önemli öğüdünüz nedir?  Öğüt de demeyelim de vasiyetim şudur. Bir tane yabancı dili çok iyi bilmelerini istiyorum. Bu İngilizce de olabilir Kürtçe de olabilir. Ya da anne tarafım Pomak tır. Pomak’ça da olabilir. Bir dil olsun yeter ki. Bir müzik aletini çok iyi çalmalarını istiyorum. Bir spor dalında Yarışmalara katılacak seviyede olsun katılmasa da yetkin olmalarını istiyorum. Ben yanlarında olmasam da bu özelliklerin onları iyi insanlarla karşılaştırabileceğini düşünüyorum. Aynı zamanda Kur-an’ı Kerim okumalarını dini yönden de bilgili ve maneviyatlarının da güçlü olmalarını da istiyorum. Bu saydığım ilk üç şeyin onların pozitif ortamlarda olmasını sağlayacağına da inanıyorum.

Oğullarınız size benzerler mi?  Ahmet daha çok bana çekmiş Turgut da anneye ( Gülüyor) Bir yere gidecek olsak Ahmet de benim gibi son on dakikada hazırlanır; ama Turgut öyle mi Turgut bir hafta evvelinden hazırlanır. Turgut çok detaycı ve planlıdır. Ahmet de rahattır benim gibi. İkisi birbirinden çok farklı kişilikler. Çok net diyebilirim ki oğullarım benden de dürüsttürler. İkisi de daha yalın daha dürüst ve gösterişten çok uzaklar. Her ikisi de bizim aileden gelen daha çok yeni bir şeyler üretmek yönünde eğilime sahipler. İkisi de Makine Mühendisi olmak istediler. Niçin diye sorduğumuzda biz bir şeyler üretip onun patentini almak istiyoruz dediler. Bu özellik Rahmetli Babamda vardı. Kardeşim Yunus’ta ise en üst seviyededir. Ailesel bir durum. İkisi de okulları bittikten sonra Mekatronik okumak istiyorlar.

Oğullarınızın duygusal ilişkilerini arkadaşlıklarını takip eder misiniz? Sizinle paylaşırlar mı? Çok paylaştıklarını söyleyemem ama saklamazlar da. Zaten duygusal ilişkilerini daha yakından takip ederim meraklı babayım ben. Anne rahat bırak sorma der. Ama ben sorarım ( gülüyor) sevgilin var mı? Kim? Hatta oğluma ev tuttuk bir daha ki gelişimde burada kız arkadaşını da görmek istiyorum dedim. Ben çocuklarıma çok güveniyorum. Sınırlarını bilir benim çocuklarım. Gerekirse erkenden de evlensin ben onu da okuturum diyorum gülüyorlar.

 

Oğlunuz da sizinle aynı mesleği yapacak. Sizin neredeyse hastane statüsünde bir kliniğiniz var. Mezun olunca birlikte çalışacak mısınız?  Oğlumla birlikte iki kuşak aynı mesleği sürdürmek güzel olacak; İnşallah. Ahmet’in daha şimdiden bu işin üstesinden geleceği sinyallerini alıyorum.

İyi ve adil ve karşısındaki kişiye saygılı bir o kadar da hakkını savunacak nitelikte olduğunu Gülay Hanım da bende çoğu zaman şahit oluyoruz. Bu son derece memnuniyet verici. Fakat oğlumun buraya gelip bizim kliniğimizde çalışması bir 10 yılı bulur. Önce başka bir şehirde başka bir klinikte çalışmasını isteyeceğim. Mümkünse de doktora yapmasını isteyeceğim.

Bizim gölgemizin altında kalmasını istemiyorum. Yani kendi teşhislerini kendi kararlarını vermesini istiyorum. Ahmet’e her zaman şunu söylüyorum evet senin annenin babanın bir kliniği var ama sen Didim’de ve bu klinikte çalışmak zorunda değilsin. İstediğin yerde istediğin hayatı kurabilirsin diyorum.

Gerekirse burasını bizden sonra satabilirsiniz. Kiraya verebilirsiniz. İlla devam ettirmek mecburiyetiniz yok. İkisine de aynı şeyi söylüyorum. Kendi hayat planlarınızı kendiniz yapın. Diyorum.

Takdir kendilerinin.

 

Baba dendiğinde zihninizde beliren şey nedir? Bir resim, bir duygu, bir söz, bir ifade?

  • Ahmet: Baba dediğinizde aklımda ilk beliren şey bir ailenin reisi olduğunu hayal ettiğim bir resim geliyor. Güzel mutlu birbirini de çok seven bir aile resmi sanki….
  • Turgut: Tam olarak aklıma gelen bir söz, resim ya da ifade olmasa da babam yeri geldiğinde sert yeri geldiğinde ise yumuşak kalpli biri olur. Bu durumda aklıma babam geliyor elbette ve bunların arasındaki dengeyi de çok güzel uyguladığını düşünüyorum. Çabuk sinirlenir ama siniri geçtikten sonra da pişman olur ve gönlünüzü alır mutlaka.

Size babanızı hatırlatan özel bir koku var mıdır?

  • Ahmet: Biz küçükken kullandığı bir parfüm vardı o parfümünü çok severdim ama şu an ismini bilmiyorum ama o koku baba kokusu gibidir bende… onun haricinde de babamın kokusunu ister istemez tanırım gibi hissediyorum.
  • Turgut: Bir kişi babasının kokusunu nasıl anlatabilir ki sonuçta o koku başka hiçbir kokuya benzemez, tabi o kokuyu tanımak da bir oğul için hiç zor olmaz herhalde.

Babanızdan sıklıkla duyduğunuz o cümle ya da kelime nedir?

  • Ahmet: Galiba ‘derslerine çok çalış’ olabilir. Çalışmayı pek sevmem ve beceremem bu yüzden sıklıkla duymuş da olabilirim ( Gülümsüyor)
  • Turgut: Muhtemelen ben senin yerinde olsaydım bunları bunları yapardım demesi. Bu da muhtemelen İstanbul’da klasik öğrenci evine uzak, çok geniş imkanlarda ve rahat yaşadığım için olsa gerek. ( Gülümsüyor)

Babanız hayattaki rol modeliniz oldu mu? ‘Babana çok benziyorsun’u ilk duyduğunuzda ne hissettiniz?

  • Ahmet: İstemsizce mutlu ve gururlu hissettim galiba. Biz küçükken beni babama, kardeşimi de hep anneme benzetmişlerdir. Büyüdükçe sonradan beni de anneme benzetenler oldu ama daha çok hep babama benzetmişlerdir. Hayatımda rol modelim dediğim birinin olduğunu düşünmüyorum ama daha çok babama benzetildiğim için bir şeyler geçmiş de olabilir babamdan.
  • Turgut: Biz babamla genel olarak farklı dünya görüşüne ve düşüncelere sahibiz. Babamı kendime örnek aldığım çok özellikleri de olmuştur ama çok fazla rol modelim olamadı. Küçükken daha çok beni anneme benzetirlerdi ama sonradan çoğu kişi babama benzediğimi söylemeye başladı. Tabii ben ikisine de benzediğimi düşünmüyorum. ( Gülümsüyor)

Babanızın asla unutmayacağınız o öğüdü?

  • Ahmet: Kendisinin hep isteyip ancak imkansızlık ve vakit bulamamasından dolayı bize hep şu öğütü söylemiştir.  Bir sporda ustalaşmamız.  Bir müzik aletinde ustalaşmamız. Bir başka dili çok iyi öğrenmemiz.
  • Turgut: Abimin söylediklerini öğütledi bize. Bunların spor ve dil kısmını başardığıma inanıyorum ama enstrüman konusunda henüz çok başarılı olamadım.

Ben kendi oğluma asla bunu yapmayacağım dediğiniz o durum ?

  • Ahmet: Ben babam ve annemden farklı olarak pc oyunlarını ,dizileri, anime ve film izlemeyi çok severim ve bizimkiler bu konularda çok katı bize karşı. Ben muhtemelen oğlum yada kızıma bu konularda bu kadar katı olmayı düşünmüyorum.
  • Turgut: Yani şimdi sadece babam da değil ki annem de ! İkisi de biraz fazla kuralcılar. Onlar kendi deneyimleriyle bizi büyüttüler ki bu çok güzel bir şey. Ama bir gün benim bir çocuğum olursa onu biraz daha rahat bırakmayı düşünüyorum. Yani hiç değilse; benim istediğim şekilde, benim deneyimlerimle yaşayacağına, kendi tecrübeleriyle yaşamasını sağlayan her türlü koşulu gerçekleştirmeye çalışırdım.

Babanız sizi sevdiğini size açık açık hissettirdi mi? Yoksa hep çok sevildiğinizi hissettiniz ama bunu ondan çok sık duymadınız mı?

  • Ahmet: Her fırsatta söylüyor. Sevdiğini söylemekten çekinen biri değildir babam.
  • Turgut: Hem babam, hem annem her fırsatta söylüyorlar sevdiklerini. Hatta her zaman isteklerimi de ellerinden geldiğince gerçekleştirmeye çalışırlar. Bana göre sanki sevildiğini duymaktan daha önemlisi bunu hissetmek. Sürekli sevildiğimi duymak hali bana tuaf bile geliyor olabilir.

Babanızı nasıl sıfatlandırırsınız? (Otoriter, Duygusal, Arkadaş, Disiplinli)

  • Ahmet: Bence bu sıfatların hepsi de birlikte ama aralarından az da olsa ‘disiplinli baba’ diğerlerini biraz geçer.
  • Turgut: Kesinlikle ‘otoriter ve disiplinli’ baba. Şahsen genel olarak disiplin konusunda çok sıkıntı yaşamasam da biraz fazla otoriter olduğunu söyleyebilirim.

Baba-oğul birlikte eğlenmek ve keyifli vakit geçirmek için ne yaparsınız?

  • Ahmet: Kıbrıs’da öğrenci olduğum için Didim’e sadece yazları gelebiliyorum. Babam da çok yoğun çalışıyor. Öyle çok uzun saatler birlikte vakit geçiremiyoruz ama birlikte yürüyüş yaptığımız günler çok keyifli oluyor.
  • Turgut: Bende de durum abimle aynı. Ama düşünce olarak ben babamla daha çok çatıştığım için yaptığımız etkinlikler de bana eskisi gibi ilgi çekici gelmiyor. Galiba babamla artık ortamlarımız farklı! (Gülüyor)

Babanıza İdea Dergi aracılığı ile ne söylemek isterdiniz?

  • Ahmet: Baba derslerime çalışıyorum. Hiç merak etmeyin bizi çok sevdiğini biliyoruz ve biz de seni çok seviyoruz.
  • Turgut: Baba biz daha çok çatışıyoruz çünkü, kendi isteğinden çok benim ne olmak ya da ne yapmak istediğimi de anlamanı istiyorum. Seni de annemi de çok seviyorum.

İdea Dergi adına İnternational Didim Dental işletmecisi ve uzman Hekimi Dr. Hilmi Yıldırım’a oğulları Tuğbek Ahmet Yıldırım ve Ali Turgut Yıldırım’a ve samimi sohbetleri ve nezaketleri için çok teşekkür ederim.

Hilmi Yıldırım’dan daha sonra Ege İdea Dergi’ye ve bu özel röpotajı yapan Umut Kaşan’a özel bir not geldi:
Sevgili Umut Hanım;

” İdea derginin ‘ Babalar – Oğulları’ temalı sayısı ile evlatlarımla geçmişimiz hakkında durum değerlendirmesi yapabilme fırsatı verdiniz. Okuyucularınız da umarım keyifle okurlar. Fakat bu derlemeden sonra ben onlarla eksiklerimi tamamlayarak yola devam edeceğim.  Size çok Teşekkür Ederim. Hilmi Yıldırım.”

Röportaj / Haber: Umut Kaşan /İdea Dergi – 2017

Röportaj Ege İdea Dergi’de Yayınlanmıştır. ( S:6 – Babalar ve Oğlullar – “Hilmi Yıldırım ve Oğulları – Tuğbek Ahmet & Ali Turgut YILDIRIM” )