AŞKIN FELSEFESİ

Aşkın Felsefesi…

Aşkın da felsefesi mi olurmuş demeyin

Aristo’ya göre çıkış noktası merak olan Felsefe, herşeyi sorgular, herşeyin dibine kadar inmeye çalışır… Aşk da  elbette sorgulanır… Felsefe tüm tabuları, yasakları, baskıları yok sayarak özgür düşünce ile sorgular ve sorularını da sıralar…

Sorgulama yaparken öncelikle özgür düşünceye sahip olmak gerekiyor ki; bu da o kadar kolay bir durum değil… Gerçekten özgür müyüz? Özgür düşünmemizin önündeki engeller nelerdir? Bu engelleri aşmanın yolları nelerdir? Gördüğünüz gibi hep soru soruyoruz ve sorulara yanıt ver(e)miyoruz… Özgür düşüncenin önündeki engeller ailenin, çevrenin, eğitimin ve siyasi sistemin bize yükledikleri doğru veya yanlış  değer yargılarıdır. Tüm bunlardan arınmak o kadar kolay değil. Özellikle dinlerin, düşüncelerimize etkisiyle bizi özgün düşünmeden alıkoyan bağlayıcı, baskıcı, korkutucu bir yapısı vardır… Bilim adamlarında din dışı düşünce hakim olmasaydı hiçbir yenilik ve buluş gerçekleştirilemezdi. Biz hala Dünyanın dönmediğini ve düz olduğunu kabul ediyor olabilirdik…

Aşkın varlığını ve yokluğunu tartışalım isterseniz önce… Kavram olarak var olan birşey gerçekte olmayabilir mi? Adı var olup kendisinin varlığından şüphelendiğimiz aşk nedir o halde… Aşk dediğimiz şey bir bileşke midir? Hoşlanma, cinsel cazibe, haz, tutku, çekicilik, seçicilik, üreme içgüdüsü, bağlanma gibi unsurların bir bileşkesi midir? Haz duygusu ile aşkın ilişkisi hangi boyuttadır. Hazlanılmayan kişiye aşık olunabilir mi?  Şimdilerde elektriklenme denilen  çekim gücünü harekete geçiren kimyasalların – hormonların- rolü nedir ?

Beğeni duygusu kişiye özeldir yani özneldir. Güzellik, estetiğin konusudur. Genel anlamda bir güzel prototipi olsa da güzellik görecelidir. Aşık Veysel’in dediği gibi: “Güzelliğin on pare etmez, bu bendeki aşk olmasa”… Tolstoy’ un da  aynı anlamları içeren: Güzel olan sevgili değil, sevgili olan güzeldir.” sözü gibi…

Cinsel istek ile aşk arasında nasıl bir bağlantı vardır. İnsanlarda üreme içgüdüsünü nereye koymak gerekir …Birbirlerinden ayrı mıdırlar yoksa birbirlerinin amaçları mıdırlar… Cinsel dürtüler, cinsel istekler fizyolojik ihtiyaçlar olarak giderilmesi gereken zorunlu ihtiyaçlar mıdır ? Yaşama içgüdüsüyle kendini koruma, ölüm korkusu, ölümden kaçmaya çalışırken sevginin, birine bağlanmanın düşünsel boyutu nedir, nasıldır, neye göre hareket eder… Maslow’un ihtiyaçlar Hiyerarşinide olduğu gibi insanlar karnı doymadan beğenme, beğenilme, kabul edilme ihtiyaçlarına yönelebilir mi ?

“Genç kız annesine sorar:

– Anne aşk nasıl bir şey?

– Aşk mı? Şey… Aşk şöyle bir şeydir kızım… Hani mesela çok zengin ve yakışıklı bir adama rastlarsın, arkadaş olursun, seni Venedik’e götürür, Avrupa’yı gezdirir, dönüşte sana güzel mücevherler alır, bir otomobil hediye eder, mutluluktan uçarsın, işte aşk böyle bir şeydir kızım…

– Ama anne, peki o heyecanlar, güzel duygular, kalbin küt küt çarpması, ilk buluşma, ilk öpücük… Bunlar yok mu?

– Ha onlar mı? Kızım onlar meteliksiz solcuların uydurduğu şeylerdir, aldırma…” (Melih Aşık)

***

Aşk iki kişilik bir oyun mudur ? Yoksa Nietsche’nin : “İnsan arzularını sever, arzuladıklarını değil” dediği gibi midir?  Plutarch’ın “ışıklar söndüğü zaman her kadın güzeldir” deyişini nereye koymak gerekir…Gördüğünüz gibi insanoğlunun aşk konusunda kafa karışıklığı hep devam edegeliyor… Platon aşkı ciddi bir akıl hastalığı olarak görür… Aşk başa gelince akıl tatile çıkar.- Akıl başa gelirse, akıl baştan çıkar” atasözleriyle Platon’un deyişinin birbirleriyle örtüştüğünü görüyoruz…

Toplumda mantık evliliği ve aşk evliliği diye çok sık kullanılan iki kavram vardır. Bu kavramların içi dolu mudur, boş mudur? Bu anlayışa göre : Mantık ile aşkın birbirleriyle anlaşamadığı görülüyor… Mantık evliliği, kişilerin kendilerini korumaya yönelik gayretleri olarak algınanırken; aşk evliliği ise bir bilinmeze maceraya doğru gidiş olarak düşünülüyor…

 

Fanatizm de bir aşk mıdır ? Hastalık derecesinde bir kişiye-birşeye- bağımlılık psikolojik bir hastalık olarak olarak değerlendirilir mi ? Bağımlılık aşk mı zannediliyor. Bağımlılık, tutku, alışkanlık aşkın ögeleri midir ?

Aşkın bir ömrü var mıdır diye bir soru atalım ortaya…Hani halk arasında “cicim ayları” dediğimiz sevenlerin ve birbirlerine aşık olduğunu söyleyenlerin birlikteliklerinin ilk dönemleri…Süreç içinde de bu cicim ayları bitiyor ve çatışmalar başlıyor. Farklılıklar, farklı karekter yapıları, çeşitli huylar ortaya çıktıkça  cinsler birbirlerinden uzaklaşıyor ve kendi bireyselliğine sığınıyor… İlişkiler formaliteye ve toplumsal uyum yasalarına dönüşüyor ve olup olmadığını bilmediğimiz aşk ölüyor.. .İki  farklı cinsin birlikteliği düşünüldüğü zaman özgürlük dahil bir çok nedenlerden ötürü  birliktelik zor gibi  görünmüyor da değildir… İlk insanlar ilk defa bu birlikteliği nasıl sağlamışlar diye bir soru aklımıza gelebilir. Bu konuda bilim adamları şu görüşü ileri sürüyorlar. İnsanoğlu doğanın en güçlü yaratığı değil aslında…Bir kartal gibi uçamaz, bir balık gibi yüzemez, bir aslan gibi pençesi yoktur. Bir eşek yavrusu gibi anasından doğar doğmaz yürüyemez. Oysa insanoğlu öyle mi? Annesinden doğan bebek yıllarca annesine bağımlı olarak yaşar, annesi olmazsa ölür. İşte ilk evlilik antlaşması, ilk aile oluşumu bu şartların zorunluluğunda ortaya çıkıyor. Anneye bu süreçte yardım edecek anneyi ve bebeği besleyecek kolektif bir ilişkiye ihtiyaç var, bu da evlilik yoluyla dolayısıyla aile kurmakla mümkün oluyor…

 

Aşk duygusu gerçeklikten sanallığa doğru yol mu alıyor diyebilirsiniz…Bir düşe, bir sanallığa tutulmak gibi…

 

Hep çekti beni

Görünmeyen yüzün

Karlı dağlara bakıp bakıp

Hep seni özledim…

Yıllar meydan okurken kalbime

Şaşırdım yönümü

Nereye dönsem kısırdı yönler

Umuda dair kırıntılar

Gaz verirken yaşama

Hep seni düşündüm…

Biliyordum sen yoktun

Bir damlaydın

Baktığım yüzlerde

Bir umuttun beni yaşatan…
(Erdoğan Şahin)

***

Aşk dedik sorgulamaya çalıştık, sorular sorduk… Sorulara bir yanıt verebildik mi hayır… Aklımızda sorular kaldı… Felsefe budur belki de… Soruları sorarak tartışmanın yolunu açmak…

Sevgi kurtaracak dünyayı , sevgide kalın, sevginin yollarını açın…

 

Sevgilerimle…

Erdoğan Şahin – Didim