Türkiye’de ciddi bir mülteciler ve sığınmacılar sorunu var

Yaşadığımız sorunları doğru tespit etmezsek, çözüme ulaşamayız.

Pandemi, ekonomik kriz, işsizlik, mülteci sorunu, orman yangınları, kadın cinayetleri, sürekli sorgulanan eğitim / adalet sistemi, toplumsal ahlaki çöküş, sürekli hedef değiştiren nefret dili ve elbette Sedat Peker’in iddiaları.

Birbirinden iddialı sorunlarımız var. 

İnsani, ekonomik ve politik olarak Türkiye için büyük bir problem haline gelen mülteci problemine dair de öncelikle uluslararası hukuk ne diyor bakalım. ’14/1. herkes zulümden kurtulmak icin başka ulkere iltica etme ve bundan yararlanma hakkina sahiptir.’

UNHCR (2020) raporu verilerine göre, savaş, şiddet, insan hakları ihlalleri, kamu düzeninin bozukluğu vs. nedenlerle 82,4 milyon kişi dünya genelinde yer değiştirmiş.

  • 48,0 milyonu ülke içinde
  • 26,4 milyonu mülteci
  • 4,1 milyonu iltica talebinde
  • 3,9 milyon Venezuelalı

Peki Dünya’nın bu mültecileri hangi ülkelerden?

  • Suriye: 6,7 milyon
  • Venezuela: 4,0 milyon
  • Afganistan: 2,6 milyon
  • Güney Sudan: 2,2 milyon
  • Myanmar: 1,1 milyon
    Hepsi de kendi içerisinde fokur fokur kaynayan ülkeler.

Peki bu mültecilere hangi ülkeler ev sahipliği yapıyor?

  • Türkiye: 3,7 milyon
  • Kolombiya: 1,7 milyon
  • Pakistan: 1,4 milyon
  • Uganda: 1,4 milyon
  • Almanya: 1,2 milyon

Resmi verilere göre,

  • 2021 yılının ilk altı ayında, deniz yoluyla Avrupa’ya ulaşmaya çalışan 1.146 kişi hayatını kaybetmiş.
  • 2021 yılının başından beri Afganistan’daki istikrarsızlık nedeniyle 270 binden fazla Afgan da yine göç etmek zorunda kalmış.
  • Bir veri daha, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2021 yılı yerleştirmesinde alacağı 21 bin öğrencinin 10 binini yabancı uyruklulara ayırdığını duyurdu.

Ülkemizdeki Suriyeliler geçici koruma altında ‘Sığınmacı’ statüsünde. Yani mülteci değiller. Uluslararası hukuka göre mülteci konumundakiler de geri gönderilemiyor.

Kontrolsüz göç ve demografik değişime karşın, doğru çıkışın, sığınmacılara değil, sığınmacılara kucak açan politikalara karşı yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Mülteciler ve sığınmacılar politikasında halimiz ortadayken romantik olmaya gerek yok ama, mülteciler ve sığınmacılar politikasını eleştirirken kimse ırkçılık da yapmamalıdır.

Verilere baktığımızda, rakamlar doğru ise Türkiye’de mültecilerin suç oranı nüfusun geneline göre daha düşük. Mültecilerin büyük çoğunluğu da bizim gibi bu politik oyunların mağduru. Kimin ne zaman, nasıl mülteci olacağını hiç kimse bilemez.

Bilmeden istemeden, ırkçı ve faşizan söylemlerin bir parçası olmamak gerekiyor. Konunun muhatapları bellidir. Öfkelenmemiz ve tepki vermemiz gerekenler, provakasyona açık bilinmez kitleler yerine bu politikaları düzenleyenlere olmalıdır.

Evet Türkiye’de ciddi bir mülteciler ve sığınmacılar sorunu var. Ama sorunun asıl kaynağı tamamen politiktir.

İnsanları düşebileceği en zor durumlara düşürmüş, birine düşürmüş milyonlarca insanın merdiven altı atölyelerde, hiçbir hakları ve güvenlikleri olmadan, asgari ücretin bile altında çalıştırılarak çöküşün eşiğindeki ekonomiye sözüm ona destek sağlayanlar sorumludur.

Mevcut mülteci politikamız Avrupa’ya şantaj, muhalefete tehdit, patronlara köle emeği sunma üçgeni üzerine kurulu. Sınırdan geçen Afganların çoğunluğunun genç erkeklerin olması, suç potansiyeli yüksek kişiler olması normal midir?  Şimdi bu durumları da göz ardı edip mülteci politikası ve insan hakları açısından değerlendirme yapmak da ne denli sağlıklıdır. 

Popülist, ırkçı bir söylemlerden öte, politik doğruculuk da diyebileceğim bir çıkışla, yardım boyutunu çoktan aşan, kronik bir problem haline gelen ve giderek büyüyen, sığınmacı meselesi hakkında, bu misafirlik fazla uzadı çıkışı ile bir anda gündem olan ‘Bana faşist diyecekler ama umurumda değil diyen, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın açıklamaları da geçen hafta kamuoyunda da çok konuşuldu, tartışıldı.

Bolu’da yaşayan yabancı uyruklu kişilerin su faturası ve katı atık vergisi ücretlerine 10 kat zam yapılacağını açıklaması yaşanan bu krizin ilk sinyalleri oldu. Başkan Özcan, “Arkadaş, yardımı kesiyorsun gitmiyorlar. İş yeri ruhsatı vermiyorum’ diyorsun gitmiyorlar. Biz yeni önlemler almaya karar verdik” diyerek bir anda gündeme oturdu.

Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş ise yaptığı açıklamada ‘Şu anda Hatay’da 600 bine yakın Suriyeli nüfusu var. Doğumlar şu anda %55 civarında. Böyle giderse belli ilçelerimizde belediye başkanlığına Suriyeliler aday olsa rahatça kazanırlar’ dedi.

Mülteciler ve sığınmacılar politikası başka bir şey, bu politikanın siyasi emeller uğruna düzensiz göç yöntemiyle tehdit olarak kullanılması ve hayatlarımızı geri dönüşü olmayan biçimde etkilemesi başka bir şey.

Alt yapısı bizim vergilerimizle oluşmuş, elektrik, su vb. tüm diğer masraflar ile sorumsuzca tüketilen tüm değerli kaynaklarımız ve de çok daha önemlisi, değişen demografik yapı yüzünden, bugün bizler, bütün ülke pandemi ve yoklukla mücadele ederken, mülteciler sıfır vergi ile yaşıyorsa, ortada dümdüz bir mülteci sorunu var demektir. Sorumlusu da bunun böyle olmasını isteyenlerdir.

Bu insanları kaçak iş gücü olarak kullananlar ve iş verenler de problemin parçasıdır. Çünkü amaçları bu insanlara yardım etmek falan değildir. Her şeyin fazlasının zarar olduğunu su götürmez bir gerçek. Mülteci varlığından, mevcut mülteci politikalarından memnun olan var mı?

Suriyelilerin, Afganistanlıların bu ülkede ne işi var diye soranların, Mehmetçiğin Suriye’de ne işi var diye sormamasıdır belki de sorun.

#UmutKaşan – #EgeİdeaDergi #didim #didimdergi #yaşayanşehirdidim